Korku

En cesurumuzun bile korktuğu anlar vardır. Bilimsel açıdan bakıldığında korku “bir tehlike anının yaşanmasının veya düşünülmesinin oluşturduğu vücut tepkileri” olarak tanımlanabilir.

Korkunun öğrenilen bir davranış mı yoksa içgüdüsel olarak içimizde mi olduğu konusunda çeşitli görüşler vardır.
Refleks üzerine çalışma yapan Pavlow ve Watson gibi bilim insanları korkuyu refleks olarak tanımlar. Köpekten korkusu düşünüldüğünde; köpeğin havlaması, saldırması ve sonunda ısırması arasında insan bir ilişki kurar ve klasik şartlanma gerçekleşir.

Korku zihinsel bir tepki olsa bile bedende de belirtiler görülür. Adrenalin hormonu salgılanmasıyla kalp atışı ve basıncı artar, göz bebekleri büyür, tüyler dikleşir vb.
Korkuya karşı gösterilen bu bedensel tepki gerçekten de faydalı mıdır? Bir şeyden korkmamız ona karşı kendimizi savunmamızı sağlar mı?
Fizyoloji bilgini Cannon (1929) Korku sırasında adrenalin salınmasının şeker kullanımını arttırdığını, dolayısıyla vücudun daha güclü olduğunu, bu yüzden de tehlikeye karşı kendimizi daha iyi savunabileceğimizi söyler.
Fakat çok korkan birinin tehlike karşısında donup kaldığına da şahit olmuşuzdur. Bu açıdan bakıldığında korkmak hem işi kolaylaştırabilir hem de zorlaştırabilir. Korkunun miktarı burada belirleyici olabilir.

Korkuyu tanımlarken Jean Paul Sartre, korkunun tehlikeli nesneyi ortadan kaldırmaya yönelik bir tepki olduğunu, hatta korkudan bayılmayı da tehlikeyi yok etmenin bir şekli olduğunu savunur. Yani korkudan bayılma gece korkan bir çocuğun yorganın altına girmesiyle eşdeğer bir tepki olabilir.



Switch to mobile version